Kriminolog yorumladı: Hepimiz katil olabilir miyiz?

Birini öldürebilir misiniz? Ya özellikle kötü bir ruh halindeyseniz? Ya birisi gerçekten bunu istiyorsa? BBC’nin yeni dizisi Inside Man’de David Tennant’ın canlandırdığı papaz karakteri, haksız yere çocukların uygunsuz fotoğraflarını bulundurmakla suçlanıyor. Her gün şu ikilemle karşı karşıya: Kendisini suçlayan kişinin bu yalanı yaymasına izin vermeli mi? Yoksa fırsatını bulduğunda onu öldürmeli mi? “Herkesin bir katil olduğu” fikrini araştıran dizi işte böyle başlıyor.

Sadece doğru kişiyle karşılaşmanız gerek.

Stanley Tucci’nin karakteri Jefferson Grief, bu sözleri tecrübesine dayanarak söylüyor: İdam cezasına çarptırılmış ve infazını bekliyor. Ama haklı mı? Her katil olmayan kişinin içinde, dışarı çıkmaya çalışan bir katil var mı? Birmingham City Üniversitesi’nde fahri kriminoloji profesörü olan David Wilson öyle düşünmüyor. O da meslek hayatını cinayet işlemiş kişilerle çalışarak, cezaevi müdürü görevinde onları denetleyerek ve akademisyen olarak onlarla mülakat yaparak geçirmiş biri olarak deneyimlerine dayanarak konuşuyor.

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Wilson, herkesin potansiyel bir katil olduğu fikrinin “saçmalık” olduğunu söylüyor. (Oh be). Wilson, “Hepimizin kötü günleri olur ve hepimiz özellikle sevmediğimiz kişilerle tanışırız. Ama [Tucci’nin karakterinin] söylediği şekilde öldürüyor olsaydık, o zaman katillerin sayısı gerçek hayattakinden çok daha fazla olurdu” dedi. Tesadüfi karşılaşmalar katil yapmaz.

Wilson, cinayet oranının onlarca yıldır uzun vadeli bir düşüş içinde olduğunu söylüyor. 2021/22’de İngiltere ve Galler’de polis tarafından kaydedilen cinayet sayısı 710’du. Bu sayı bir önceki yılda kaydedilen 570 cinayet sayısına göre artış göstermesine rağmen 2022/23’te kaydedilen 1047 cinayet sayısından çok daha düşük kaldı. Wilson, Amerikalı akademisyen Steven Pinker’ın insanlığın genel olarak daha az şiddet yanlısı olmaya başladığı yönündeki tespitine atıfta bulunuyor. Yine de cinayet dizileri ve podcast’lerine iştahımız hiç bu kadar kabarık olmamıştı. Amerikalı seri katil Jeffrey Dahmer hakkındaki yapım Dahmer, şu anda Netflix’te en çok izlenen dizi. Wilson’a göre cinayet konusu “şu anda bir şekilde zamanın ruhu”.

Neden mi? Wilson, atalarımıza kıyasla cinayetle çok daha fazla meşgul olduğumuz için endişelenmememiz gerektiğini söylüyor.

Cinayet, erken Viktorya döneminden bu yana her zaman popüler bir haber ve dramatik bir klişe olmuştur. Şu anda atalarımızdan daha fazla ilgi duyduğumuzu bile iddia edemem, ne de olsa idam günleri resmi tatildi ve muazzam izleyici kitlelerini çekiyordu.

Cinayet programlarını sürükleyici bulanlar, başka bir çağda halka açık infazlarda ön sırada yer almış olabilirler. İnsanoğlunun ölüme duyduğu hayranlık köklü ve eski. Wilson, “Bu tür hikayelere her türlü nedenden dolayı ilgi duyuyoruz” diyor.

Ama yazar, hikaye anlatıcısı, bu hikayeleri drama sağladığı için kullanıyor.

Wilson, Britanya’daki cinayetlerin yüzde 90’ında suçlunun yakalandığını ve bu kişilerin genellikle kurbanın tanıdığı kişiler olduğunu söylüyor.

Ama bu suçlu mantığı gerçekliği, çok iyi bir drama yaratmıyor.

Bunun yerine, televizyon yazarları iki ana klişeye odaklanma eğiliminde: Çözülmemiş cinayetler ve hepimizin potansiyel katil olduğu fikri. İkincisi, dehşet verici olduğu kadar zorlayıcı bir fikir, bu nedenle yazarların bu fikre bu kadar sık başvurmasına şaşmamak gerek.

Wilson’ın da dediği gibi, bu doğru değil. Sadece doğru olmamakla kalmayıp aynı zamanda olaylara katil dostu bir bakış açısıyla yaklaşıyor: Bu, genellikle katiller tarafından ortaya atılan, ilişkilendirme yoluyla sempati uyandırmayı amaçlayan bir argüman.

Ve hepimizin katil olmaktan bir adım uzakta olduğumuzu ima ederek, bu kişisel sorumluluk kancasından kurtulmaya çalışıyorlar. Benim işim genellikle bu: “Hayır, hayır, bunu yapan sizdiniz ve yapabildiğiniz ölçüde telafi etmek zorundasınız ve başkalarının hayatını aldığınız konuma nasıl geldiğinizi çözmenize yardımcı olmalıyız” diyerek farkına varmalarını sağlamak.

Wilson, özellikle seri katillerin “kendilerini her zaman bir şekilde, onlar kadar cesaretimiz ve içgörümüz olsaydı hepimizin atacağı o ekstra adımı atmaya daha istekli olarak sunmayı sevdiklerini” söylüyor. En az 12 erkek çocuğu ve genç erkeği öldüren İskoç seri katil ve nekrofil Dennis Nilsen’le yaptığı bir konuşmayı hatırlıyor. Nilsen kendisini, Tucci’nin canlandırdığı Inside Man karakterinin argümanına benzer şekilde, “sıradışı bir sonuca varan sıradan bir adam” olarak tanımlıyor.

Ve Dennis Nilsen’e “Sen asla sıradan bir adam olmadın” demeniz gerekiyordu. Ve bu “olağanüstü sonuç” bir suç. Buna cinayet denir ve insanlar bunu yapmaz.

 

Dahmer

Evan Peters, “Dahmer”de (Netflix)

Wilson, cinayeti herkesin yapabileceği bir şey olarak göstermenin ya da bu düşünceyle hareket eden bir dizi yazmanın, katilin reklamını onun yerine yapmak olduğunu söylüyor.

Birlikte çalıştığım seri katillerin çoğu kendi reklamlarını ya da imajlarını manipüle etmeye çok hevesliler. Anlatılarına öncelik verirseniz, yaptıkları şey hakkındaki düşüncelerine öncelik verirseniz, anlatıyı ele geçirmelerine izin verirsiniz.

Bazı durumlarda, filmler ve diziler katillere cazibeli bir görünüm veriyor. Wilson, Thomas Harris’in yazdığı Kuzuların Sessizliği’ne (The Silence of the Lambs) hem de kitaptan uyarlanan filme atıfta bulunuyor.

Floransa mimarisinden ve güzel yemeklerden bahseden ve Bach’ın tokkatalarını seven bir kötülük dehası var. İnanın bana, bu ilgi alanlarından herhangi birine sahip bir seri katille hiç karşılaşmadım.

 

Wilson, bu kazara yapılan reklam çalışması yerine, cinayete neden olan ve cinayete eşlik eden sosyal sorunları göz önünde bulundurmamız gerektiğini de ekliyor.

Dahmer’ın durumunda, Tanrı aşkına, homofobi ve Dennis Nilsen’in durumunda olduğu gibi polisimizin başarısızlıkları söz konusuydu.

Tennant, 2020’de üç bölümlük bir dizi olan Des’de Nilsen’i canlandırdı. Wilson’a göre bu dizi, Nilsen’e aşırı sempati göstermeyecek şekilde hikayeyi anlatarak iyi bir iş çıkardı.

Nilsen’in biyografisini yazan Brian Masters’ın sözlerine öncelik verildi; Masters, Nilsen’i sorgulama ve anlatıyı ona bırakmama duygusunu etkili bir şekilde hayata geçirdi. Dizideki diğer kişiyse Nilsen’i tutuklayan dedektif başmüfettişti ve bu da kurbanları hikayeye dahil etti.

Buna karşılık, Tennant’ın Inside Man’deki karakteri potansiyel bir cinayetin eşiğine gelmiş gibi bir görünüyor. Eşi ona, “Dün, sen papazdın. Bugünse bir kadına saldıran ve onu mahzene kilitleyen bir adamsın çünkü oğlunu korumak için her şeyi yapardın” diyor.

Peki Wilson, Inside Man gibi diziler hakkında ne düşünüyor? Biraz şaşırtıcı bir şekilde “Onaylamıyor değilim” diyor. Tennant’ın karakteri aşırı sempatik tasvir edilmiş olsa da Wilson bu tür dizilerin cinayetle ilgili kamusal söylemin gelişmesine katkıda bulunabileceğini umuyor. Wilson, “Yapmak istediğim şey, halkın bu tür dramalara duyduğu hayranlıktan yararlanıp bu hayranlığı halkın başka şeyler hakkında düşünmesini sağlamak için kullanmak” diyor. Seri katillerin savunmasız grupları hedef aldığını ve bunun üzerinde düşünmemizin iyi olacağını söylüyor.

Homofobiye meydan okursak, seks işçiliği hakkında yetişkinlere yönelik bir tartışma yaparsak, yaşlıların kültürümüzdeki yeri hakkında düşünürsek, seri cinayet vakalarını azaltmak için çok daha fazla şey yapmış oluruz.

Inside Man’in bu tartışmaya ne katacağını göreceğiz. Ancak Wilson sayesinde, en azından diziyi beklenmedik bir cinayet işleme korkusu duymadan izleyebiliyoruz.

David Wilson ve Emilia Fox, “If It Bleeds, It Leads” adlı podcast’i sunuyor. İkili, 28 Ekim’de Londra’daki Emmanuel Centre’da bir söyleşi gerçekleştirecek.

https://www.independent.co.uk/life-style

Independent Türkçe için çeviren: İpek Uyar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mersin escort antalya escort adana escort bursa escort