“Faşist” hakaretini bırakmalıyız, Londra Film Festivali’ndeki 1976 filmi nedenini anlatıyor

Faşist! Tartışmayı bitirmek isteyenler için bugünün hakareti. Bu, zayıf veya var olmayan argümanlara sahip kişilerin kullandığı ucuz bir eleştiri ve gerçek faşistlerin ya da onlardan esinlenenlerin bugün yeniden kendine güvenle davranmasıyla ilgili sıkıntı verici gerçek onu daha da ucuzlaştırıyor.

Bence pek çok kişi, oturup bu hafta Londra Film Festivali’nde gösterilen Şili filmi 1976’yı izlemek zorunda bırakılmaktan fayda sağlar.

Zaten filmin festival gösterimleri kapalı gişe. Bunu hak ediyor da. Ancak film, 14 Ekim – 23 Ekim tarihleri arasında BFI Player üzerinden kiralanabilecek.

Film, demokratik yollarla seçilmiş solcu Salvador Allende hükümetinin iktidarını 1973’te ABD destekli bir darbeyle ele geçiren General Augusto Pinochet’nin totaliter rejimi dönemindeki yaşamın son derece rahatsız edici bir tablosunu sunuyor.

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Filmin adı, kanlı diktatörlüğün en karanlık yıllarının birinden geliyor; yönetmen Manuela Martelli’nin anneannesinin intihar ettiği yıl.

Pinochet’nin gerçekten faşist olup olmadığı sıkça tartışılır. Bazıları ona otokratik milliyetçi, bazıları da otoriter kleptokrat der. Müteveffa tiran, görevdeyken yaptığı yolsuzluklarla yüklü miktarda servet biriktirmişti. Bütün tiranlar öyle yapmıyor mu?

Ancak Pinochet faşistin teorik tanımına tam olarak uymasa bile, faşistlerle benzer etkiyi gösterdi. Bu kavramı benimseyenlerle memnuniyetle kaynaşırdı. Pinochet, utanç verici şekilde Margaret Thatcher’ın da en iyi arkadaşlarından biriydi.

Film, imtiyazlı ve muhafazakar bir aileden gelen orta yaşlı bir kadın olan Carmen’e odaklanıyor. Aline Küppenheim tarafından ustaca canlandırılan Carmen, hastane yöneticisi olan kıdemli bir doktorun eşi.

Onu ilk olarak bir dükkanda, ailenin sahildeki tatil evinin tadilatı için boya karıştırtırken görüyoruz. Komutlarına uyulmasına ve ihtiyaçlarının karşılanmasına alışkın bir kişi gibi talimatlar veriyor; ta ki dışarıdaki bir münakaşa, sahnenin sakinliğini tarumar edene kadar. Bağırışlar, çığlıklar, polisin ve polislerden kaçanların sesleri. Sarsılan Carmen dışarı çıkıyor ve bulduğu şey sadece geride kalmış bir kadın ayakkabısı oluyor.

Tıpkı bu sahnedeki gibi, film hep bizi terörle dövecek gibi olsa da akıllıca davranarak bunu yapmıyor.

Carmen çıkıp sahildeki evine gidiyor. Ailesi gelip gidiyor. Natüralist sahneler Alfonso Cuarón’un Roma’sını anımsatıyor ancak bu sahneler evin hizmetçisinden ziyade hanımının bakış açısından çekiliyor.

Siyasi istikrarsızlık o filme de sızıyor. Ancak 1976’ya daha hakim. Otomobilin radyosundaki mesaj “politikadan uzak durun” olsa da bu mesaj durmadan geliyor. Çocukların izlediği bir film, Pinochet’nin konuşmalarından biriyle kesiliyor. Konuşma her TV kanalında.

Bir plaj gezisi, kumsala vuran cesetle berbat oluyor. Oraya nasıl geldiğini merak ediyoruz. Gazete manşetleri bunun sıradan bir cinayet olmadığını öne sürüyor.

Daha sonra ailenin rahibi, sırf gelenekçi babası doktor olma hevesini engellediği için Kızıl Haç’la çalışan Carmen’den, genç bir adamın tedavisine yardım etmesini istiyor. Elias adındaki gencin bir hırsız olduğunu ve küçük bir suçtan dolayı vicdana aykırı uzunlukta bir cezaya çarptırıldığını söylüyor. Çok geçmeden Elias’ın çok farklı bir şey olduğu anlaşılır: Rejime muhalefetin parçası olan aykırı bir kişi.

Filmin ikinci perdesi, Carmen’in Elias’ın daha kalıcı bir sığınak bulmasına yardımcı olmaya sürüklenmesinden dolayı muhteşem bir gerginliğe sahip. Carmen izleniyor. Telefon konuşmaları dinleniyor olabilir. Ama izleyenler kim? Yolda onu takip eden otomobil mi? Uğradığı kafedeki ürkütücü, aşırı tanıdık erkek mi?

Rahat ve güvenli bir dünya, kuruntulu kâbusa dönüşüyor. Birçok kaliteli korku filmi izledim ki bundan daha az gerilimli ve evet, daha az korkunç.

Tarihsel bir film olabilir ancak 1976 tamamen bugünle ilişkili hissettiriyor; özellikle de hem Rusya’daki olayların hem de aynı zamanda (ironik şekilde) kendisi de 6 Ocak isyanı biçiminde gelişigüzel bir darbe girişiminin öznesi olan ABD’deki olayların perspektifinden.

İnsanların “demokrasinin başarısızlığı” hakkında konuştuğunu sık sık duyarız. 1976, bunun olmasına izin verilirse ne elde edeceğinizi gösteriyor. Bir uyarı görevi görüyor.

Bu kolay bir film değil ve altyazılı filmler nadiren ülke genelinde gösterilir. Ancak bu film ülke genelinde gösterilmeyi hak ediyor. Dediğim gibi, onu izlemekten ve tasvir ettiği korkutucu dünyayı düşünmekten faydalanacak korkunç sayıda kişi var.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Onur Bayrakçeken

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mersin escort antalya escort adana escort bursa escort